Ağlayan Başbakan anneye sadece evlatlar değil, gökler de ağlar!

Ağlayan Başbakan anneye sadece evlatlar değil, gökler de ağlar!

Bitmişti Eylül ve biz biliyorduk ki, Ekim ağlaktı birçok aydan daha fazla.

Eylül sıkıntılıydı hep, biriktirirdi hüznü içinde ve bir türlü boşalamazdı ki bu yüzden bizleri kederden kedere vururdu günler boyu. Bir yağsa, rahatlayacaktı Eylül ama bulutlar dillerini çözdüğünde Eylül gitmiş oluyordu ne yazık ki!

Ekim yağmurlarla gelirdi hep… Yağmur ekerdi bulutlar toprağa bugünlerde…

Islanırdı şehirler; dallar yaz boyu kaybettikleri ıslaklığı ekim ile beraber biriktirmeye başlarlardı tekrar.

Sadece dallar mı?

Değil elbet…

Yollar, dağlar, yamaçlar…

“Dağlarda beyaz, kırmızı, koyu siyah değişik renklerde yollar, patikalar…” (Fâtır)

Yaz mevsimi tozdan bir nevresim sererdi dünyanın üzerine ve sonbahar yağmurla yıkamaya başlardı tüm kirleri…

Hüzün sahne alıyordu yağmurlardan önce…

Güneş çekiliyordu ilkin büyük bir sessizlikle…

Bulutlar yanyana saf tutuyor ve ‘sıkışıyor’du… (Nebe)

Tuhaf bir yalnızlık esir alıyordu yeryüzünü…

Sonra yağmur iniyordu gökyüzünden.

Bulutlar anne gözlerinde biriktirirler yağmurları. O yüzden normal gelir hep bize annelerin ağlaması.

Anneler ağlar ve biz yadırgamaz, şaşırmayız.

Annedir çünkü, gözyaşıyla besler hayatı.

Fakat insan en az bir kere ömründe annelere ağlar.

Vardır elbet ağlamayan bahtsızlar, onlar öte yana.

Fakat, anneye ağlarken evlat çocuklaşır, yaşı ne olursa olsun.

Tüm dünyevi kostümleri çıkarır atar, anneye dökülen gözyaşları.

Gözyaşları akıtır dünyanın üzerimize yapıştırdıklarını, ağır bir makyaj gibi akar yanaklarımızın oluklarından.

Gözyaşı bizi çocuklaştırır, içli bir bebeğe dönüşürüz makamımız mansıbımız ne olursa olsun!

Başbakan ağlıyor, çünkü bir evlat…

Daha önce de ağlamıştı Başbakan, çünkü insan…

Tıpkı daha önce öfkelendiği gibi…

Sahiciydi gözyaşı, öfkesi gibi.

NEDİM HAZARYaşanan acıları görüp, modern dünyanın umarsızlığına isyan etmişti öfkesiyle ve kor gibi yanan alnına dokunup minicik Somalili bebenin ağlamıştı çaresizlikle!

Öfkesinden kadar samimi ise, acısında da o kadar samimi Başbakan. Ve sanırım acı ve merhamettir öfkeyi besleyen şey!

Ayrılıklar ağlatır bizi, hele bu annenin gidişiyse…

Anneden farkımız budur belki de, çünkü o kavuşurken de ağlar, ayrılırken de…

Sevinirken de ağlar analar, üzülürken de…

Belleğimizde annemizin son görüntüsü hep gözyaşı eşliğindedir.

Mevsim hazan, kalplerde hüzün…

İçini dökmeye başlıyordu bulutlar.

Başbakan ağlıyordu ve…

Yağmur yağıyordu mezarlıklara…

Aylardan ekimdi…

Biz anlıyorduk ki; anneye sadece evlatlar değil, gökler de ağlar!

NEDİM HAZAR ZAMAN

Sponsorlu bağlantılar
ÖZEL ARAMA FORMU

ARADIĞINIZI BULAMADIYSANIZ BURADAN ARAYIN

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. Avatar MERT MURADAOĞLU dedi ki:

    Harika bir yazı kalemine ve yüreğine sağlık nedim ağabey okurken gözyaşlarımın kendiğinden gazetenin sayfalarını ıslattığı duygu yoğunluğu oldukca yüksek bi yazı tekrar teşekkürler

    Yüreğinize sağlık

Yorum Yaz

Yukarı Çık