DOLAR: 2.14 TL
EURO: 2.86 TL

DİLBİLİM

DİLBİLİM
Dili inceleyen bilim, dilin bilimi. Dil, insanın fiziksel, düşünsel, ruhsal yapısı ve çeşitli eylemleriyle ilişkili olduğu için dilbilim de bütün bunları konu edinen diğer bilim dallarıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Sanatçıların dilini inceleyen anlatımbilimden (stilistik) dil öğrenimine kadar, geniş bir alana yayılmıştır. Dilbilimciler tarafından, dilin bütün genel ve özel niteliklerini, dil olaylarını araştıran, dilin ortak ya da tek özelliklerini inceleyen, konuları bilim dallarıyla ilişkili ve geçişme hâlinde bulunan, geniş çerçeveli bir bilim olarak tanımlanmaktadır. Buna göre dilbilim, grameri de kapsamaktadır. Dilbilim çalışmaları şu dallara ayrılmaktadır: Sesbilim (fonetik), fonoloji, dizimbilgisi (sentaks), biçimbilgisi (morfoloji), anlambilim (semantik), sözcükbilim (leksikografi), adbilim (onomastik), lehçebilim (diyalektoloji). Dilbilim, dillerin birbirleriyle karşılaştırılması sonucu doğmuştur. Bu yolda ilk aşama F. Bopp’un Sanskritçe’yi Cermence, Yunanca, Lâtince gibi dillere bağlayan ilişkileri incelemesidir (1816). Daha sonra dil akrabalığını konu edinen birçok çalışma yapılmış, 19. yüzyılın ikinci yarısında araştırmalar tarihsel alana kaymıştır. Almanya’da A. Leskien, H. Paul, G. Brugman, 1870′lere doğru karşılaştırma yöntemiyle sağlanan sonuçları tarihsel bir çizgiye oturtmaya, olguları birbirine bağlayan yasaları belirlemeye çalışmışlardır. Yüzyılın sonuna doğru dilin evriminin toplumsal evrimden ayrı tutulamayacağı görüşü ağır basmıştır. 20. yüzyılın başlarında ise Ferdinand de Saussure, evrim kuramına karşı çıkarak, dili dış etkenlerle ya da evrimsel olgularla değil, aynı anda bir arada bulunan eşsüremli ögelerle açıklamak gerektiğini öne sürmüştür. Saussure’ün 1907-1911 yılları arasında Cenevre Üniversitesi’nde verdiği dersler yapısal dilbilimi hazırlamıştır. Dili kendi içinde ve kendisi bakımından inceleyen yapısal dilbilim, Den Haag’da yapılan I. Uluslararası Dilbilim Kurultayı’nda (1928) doğmuştur. Başlangıçta sesbilim alanında gelişen bu akım, daha sonra dilbilimin öteki alanlarını da etkilemiş, yapısal sözdizim, yapısal anlambilim gibi yeni çalışma alanlarının doğmasına yol açmıştır. Çağdaş dilbilimde dilin yalnız yapısal yanı değil, toplumsal, bireysel yanları da incelenmekte, dilsel kullanımın bütün yönleri ayrıntılı olarak araştırılmaktadır. Türkiye’de dilbilim alanında çalışmalar oldukça yenidir. Geçmişteki dil çalışmalarına bakıldığında, başta “Divan-ı Lugati’t-Türk” olmak üzere, hemen hepsinin dilbilgisiyle ilgili olduğu görülür. Bunun nedeni Türk dilinin gelişim sürecinde yabancı dillerin etkisine açık olmasıdır. Bilim dilinin Arapça oluşu, kültür dili olarak Farsçanın etkisi, dilbilgisi çalışmalarının bu alanda yoğunlaşmasına yol açmıştır. Tanzimat’tan sonra başlayan, dilin yalınlaştırılması çabaları ise dille uğraşanları karşılaştıkları büyük boşluğu doldurmaya itmiş, sözlük ve dilbilgisi çalışmaları gündeme gelmiştir. Meşrutiyet, Cumhuriyet dönemleri, dil devrimine kadar, genellikle dağınık ve yöntemsiz çalışmalarla geçer. Ancak “dil devrimi”nden sonra bu alandaki çalışmalar bir programa bağlanarak yürütülmeye çalışılır. Ama bu dönemde de, dünyadaki dilbilim çalışmalarıyla ilgilenilmeden “Güneş-Dil Teorisi” gibi bilimdışı, tutarsız kuramlar geliştirmek istenir. Tutarlı çalışmalar ise yine dilbilgisi, sözlük ve filoloji alanlarında görülür. Çağdaş dilbilimle ilgili yayınlarla ancak 1960′larda karşılaşılır. Bunlar da genellikle çeviri ya da Batı’da gelişen dilbilimi tanıtıcı yapıtlardır. Son yıllarda, Doğan Aksan, Berke Vardar, Özcan Başkan, Tahsin Yücel, Akşit Göktürk gibi bilim adamlarının dilbilim alanında çalıştıkları görülmektedir.

Sponsorlu bağlantılar

DİLBİLİM Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık