DOMATESLER VE PATATESLER (DRAMA ÖRNEĞİ) (KISA TİYATRO)

DOMATESLER VE PATATESLER (DRAMA ÖRNEĞİ) (KISA TİYATRO)

KİŞİLER:

Pazarcı (çiftçi) Mustafa Efendi: 45 yaşlarında

Selim Bey: 35 yaşlarında

Oğuz: 6-7 yaşlarında

Bir pazar yeri. Ortada bir tezgâh. Tezgâhın üstünde yığılmış domates, patates ve ıspanak var. Hepsi çok taze ve güzel görünürler. Baba oğul alışveriş yapmaktadırlar. Selim Bey tezgâha varmadan küçük oğluna bir şeyler anlatır. Oyun bu şekilde başlar.

SELİM BEY: (Belli etmeden Mustafa Efendi’yi göstererek) Bak oğlum, bu amcanın adı Mustafa.

OĞUZ: Kim ki bu amca, baba?

SELİM BEY: Ona “Kör Mustafa” derler. Yıldırım kasabasından geliyor buraya.

Birkaç ay önce tanıştık, dost olduk. Kasabasında çiftçilik yapar. Çok çalışkan bir insan. Tezgâhında gördüğün her şeyi o yetiştiriyor.

OĞUZ: Gerçekten mi? Baba, o domatesleri ağaçtan mı topluyor? Hani dedemin bahçesinde vardı ya ağaçlar…

SELİM BEY: Gel , gidelim. Onları nasıl yetiştirdiğini kendisine sor.

SELİM BEY: Selâmün aleyküm, usta! Nasılsın?

MUSTAFA EFENDİ: O! Aleyküm selâm. Çok şükür hâlimize. Sen nasılsın?

SELİM BEY: İyiyiz. Sağol.

MUSTAFA EFENDİ: Bu güzel ufaklık da kim? Yoksa oğlun mu?

SELİM BEY: Evet, oğlum.

OĞUZ: Adım Oğuz. Amca, bu domatesleri ağaçtan mı topluyorsun?

MUSTAFA EFENDİ: Hayır. Hiç domates fidanı görmedin mi? Bak, bunlar kısa boylu bir bitkinin üstünde yetişir. Onlara fide deriz. O fideleri de tohumdan ben çıkarıyorum. Bunları yetiştirmek için sadece yazın çalışmak yetmez. Kıştan tohumları ekerim. Naylon küçük seramda bu fideleri büyütürüm. Sonra baharda o fideleri toprağa ekerim.Zararlı otlardan temizlemek için bunların etrafını sürekli çapalarım. Yoksa büyüyemez fidecik, yerinde sayar. O zaman domatesler de böyle kırmızı ve kocaman olamaz. Tatmak ister misin?

OĞUZ: Evet.

MUSTAFA EFENDİ: Dur yıkayayım.

OĞUZ: ( Güzel domatesi yemeye başlar. Ama merakı devam etmektedir.) Peki bu patatesler nasıl yetişiyor?

MUSTAFA EFENDİ: Onların da tohumlarını baharda ekiyorum. Yazın da kürekle topraktan çıkarıyorum.Bir patates koyuyorum çukura; beş (bilgi yelpazesi.net) tane, on tane çıkarıyorum.

OĞUZ: Ya! Ne güzel.

SELİM BEY: Hadi oğlum, artık gidelim.

OĞUZ: Tamam.

SELİM BEY: Allahaısmarladık Mustafa Usta.

MUSTAFA EFENDİ: Güle güle.

(Uzaklaşırlar.)

OĞUZ: Çok mu büyükmüş bahçesi baba?

SELİM BEY: Hayır yavrum. Geçenlerde onu tanıyan birisiyle konuştum. O anlattı. Kasabada dağ eteğinde küçük bir arazi varmış. Burası taşlıkmış ve birçok yabanî otla çalıyla kaplıymış. Mustafa Efendi, aylarca uğraşmış bu kötü, taşlık arazide. Yeri gelmiş kazma kürekle yeri gelmiş parmaklarıyla hatta tırnaklarıyla hâle yola sokmuş. Ekilebilecek toprak hâline getirmiş. Herkes buna çok şaşırmış. İşte; bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur diye boşuna dememişler. Görüyor musun bak, insan isteyince neleri başarabiliyormuş…

OĞUZ: Baba, ben artık domatesleri ve patatesleri daha çok seviyorum.

(Selim Bey kocaman bir gülümsemeyle oğluna bakar. Evlerinin yolunu tutarlar.

Sponsorlu bağlantılar
ÖZEL ARAMA FORMU

ARADIĞINIZI BULAMADIYSANIZ BURADAN ARAYIN

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık