DOLAR: 2.21 TL
EURO: 2.86 TL

Işın Çağı Çocukları Kitabının Özeti Gülten Dayıoğlu

Işın Çağı Çocukları Kitabının Özeti Gülten Dayıoğlu

İleri Görüşlüler Ülkesi’nin doğumevlerinde, birdenbire gizemli olaylar görülmeye başlamıştı. Erkek bebeklerden«bazıları» doğumdan kısa bir süre sonra, ortadan yok oluyorlardı. Ana babalar, korku içindeydiler.

Konu, kısa sürede basına yansıdı. Giderek büyüdü. Ülkenin, önemli sorunu durumuna geldi. Yöneticiler, olayael koydular. Doğumevlerinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Halk, bebek hırsızlarının kesinlikle yakayı elevereceklerini umuyordu. Ama, olmadı. Bunca çabaya karşın tek bir bebek hırsızı bile ele geçirilemedi. Fakat,doğumevlerindeki bebek hırsızlığı, bıçak gibi kesildi.

Halkın sevincine yazık ki, uzun sürmedi. Bir süre sonra bebek hırsızları, yeniden işe başladılar. Bu kez yöntemdeğiştirmişlerdi. Yeni doğan erkek bebeklerin «bazıları» doğumevlerinden değil de kendi evlerinden ya dasokakta, parkta, bebek arabalarından çalınıyordu…

Bu yöntem, ana babaların durumlarını daha da kötüleştirdi. Devlet, yeni doğan her erkek bebeğe bir güvenlikgörevlisi veremeyeceğine göre… ister istemez, yavrularını hırsızlardan korumak, ana babalara düşüyordu. Onlarda bebeklerini nice korurlarsa korusunlar, olaya engel olamıyorlardı. Hırsızlar, istedikleri erkek bebekleri, neyapıp ederek, çalıp gidiyorlardı. Onların hangi bebeklere ilgi duydukları, bunu niçin yaptıkları bilinmiyordu.

Bu nedenle erkek bebek sahibi olan tüm ana babalar, dayanılmaz bir tedirginlik içinde kıvranıp duruyorlardı.

Örneğin, bebeğini uyutup banyoya bez yıkamaya giren ana, odaya döndüğünde, yavrusunun yatağını boş
buluyordu

Bebeklerini, evde yakınlarına bırakmayı göze alamayan kimi analar, alışverişe yavrularını da götürüyorlardı.Kasaptan, manavdan ya da fırından, paketlen alıp borçlarını öderken, bebeklerini arabada pek kısa bir süreyalnız bırakmak zorunda kalıyorlardı. Bazı bebekler, o ara bile yok oluyorlardı.

Kimi bebeklerse, gecenin içinde, yataklarından çalınıyordu. Ne hırsız bulunuyordu, ne de yok olan bebeklerinizine rastlanıyordu…

İleri Görüşlüler Ülkesi’nde başgösteren bu korkunç olay, tam beş yıl sürdü. Sonra, bebek hırsızlığı artıkgörülmez oldu. Zamanla olay unutuldu, gitti. Ama, bebeklerini yitiren ana babalar, yüreklerini dağlayan evlatacısını, hiçbir gün içlerinden söküp atamadılar.

Beş yıl süreyle çalınan bebeklere ne olmuştu? Onları analarının sıcak kucağından koparıp alanlar kimlerdi?Bunu niçin yapmışlardı?.. Yavrularının acısıyla kıvranan ana babalar, sürekli bu soruları soruyorlardı. Fakat,soruları hiç kimse yanıtlayamıyordu.

Oysa, ülke içinde bu soruların yanıtlarını bilen kişiler vardı. Ama, onlar, bu çok önemli «devlet gizi»ni hiçkimseye açıklamamaya, and içmişlerdi. Aslında çalınan bebekler yaşıyorlardı. İnsan içinden çok uzaklardabulunan, «bebekler çiftliğinde en iyi koşullarda sağlıklı ve mutlu olarak, büyüyüp gelişmekteydiler. Sayıları dabeş yıl içinde «bin» olmuştu.

İleri Görüşlüler Ülkesi, yeryüzünün, en uygar ülkelerinden biriydi. Özellikle ülkenin «bilim kurulu» dünyacaünlüydü. Sözkonusu bilim kurulunun gerçekleştirdiği «yeni buluşlar» öteki ülkelere göre, çok ilginç ve ileriboyutlardaydı. Bu, dâhi bilginlerin buluşlarının bir bölüğü, dünyaya duyuruluyor; bir bölüğüyse, ülke yararı için gizli tutuluyordu.İleri Görüşlüler Ülkesi’nin başkanı, çeşitli dallarda öğrenim görmüş, dâhilik düzeyinde üstün zekâlı, olağanüstüileri görüşlü bir bilim adamıydı. Zaten bu nitelikleri taşımayan kimseler, ileri Görüşlüler Ülkesi’ne başkanolamazdı. Asırlardır bu kural bozulmamıştı.

Ülkede bilginler, ayrıcalıklı yurttaşlardı, istedikleri her şey, yönetimce hemen sağlanırdı. Ama, bilginlerkatarına katılmak çok zordu. Bilginler kuruluna girecek bir bilginin, öncelikle dâhilik düzeyinde üstün bir zekâyasahip olması ve çok önemli ve etkin bir buluşu gerçekleştirmesi zorunluydu. Bu koşullar yerine geldikten sonrada çeşitli konularda pek çok sınavdan geçiyordu.

Ne var ki, bilginlerin tüm bu üstün niteliklerine karşın, yine de «insan» yanları ağır basıyordu. Her birinin,toplumun etkisiyle edindikleri, birtakım inançları, tutkuları, alışkanlıkları, saplantıları, önyargıları vardı. Bilimadamı kişiliğine ters düşen bu özellikleri, onları «insanüstü» buluşlar yapmaktan alıkoyuyordu. Bu görüş,başkanın görüşüydü. Ona göre: «Bilim adamı insanca niteliklerden, toplumsal etkilerden tepeden tırnağa arınmış olmalıydı. Ancak o zaman, kendini tümüyle bilime verebilirdi.»

Bilim kurulu üyeleri de başkanın bu görüşüne katılıyorlardı. Dehalarının, yaşama, eşlerine, çocuklarına, anababalarına, yakınlarına bölündüğünü kabul ediyorlardı. Ve gerçekten olağanüstü zihin güçlerinin tümünü bilimeverebilmiş olsalar, çok daha verimli ve başarılı olacaklarına yürekten inanıyorlardı. Ama, artık onlar için iş iştengeçmişti. Tümü de aile babasıydı. Bilimsel çalışmalar dışında eşleri, dostlarıyla sıradan insanlar gibi «insanca» biryaşam sürmekteydiler. Üstelik her birinin yaşları da oldukça ilerlemişti.

Yeni bilim adamlarının kurula katılması, dört gözle bekleniyordu. Ama, gençler, böylesine ağır bir yük altınagirmeye pek istekli görünmüyorlardı. Yaşam koşulları, bilim kurulu adayı olan genç dâhilerin, dehalarını dakösteklemekteyd

Oysa başkanın, geleceğe yönelik çok önemli bir ereği vardı. Bu erek, bilim kurullarının gizli oturumlarındayıllardır tartışılıyordu. Ama o doğrultuda hiçbir atılım yapılamıyordu. Başkana göre, dünya hızla korkunç birnükleer savaşın kucağına koşmaktaydı. Bu savaş gerçekleşirse, yeryüzünü kaplayan toprak, küle dönüşecekti.Ormanlar, kırlar, bağ, bahçelerdeki bitki örtüleri yanıp kavrularak, toprak tabakasıyla birlikte, göğe savrulacaktı.

Savaştan canlı çıkan insanları, kesin bir «açlık» tehlikesi bekliyordu. Bu tehlikeye çare bulunmazsa, nükleersavaştan arta kalan insanlar da açlıktan kırılıp gideceklerdi. Böylece, kısa sürede insan soyu yok olacaktı.

ışın çagıSavaşa çare bulmak zordu. Ama, hiç olmazsa, savaş sonrası baş gösterecek açlığa çare bulunabilirdi, insanoğluyeniden kendini toplar, yeryüzünde yaşamını sürdürmeyi başarabilirdi.

ileri Görüşlüler Ülkesi’nin yöneticileri, halkı nükleer silahların etkisinden koruyacak

bazı önlemler almışlardı.Ama, toprakların ve bitki örtüsünün korunması olanaksızdı, işte bu çok önemli nedenlerden ötürü, bilimselçalışmaların «açlığı yenecek bir buluş üzerinde yoğunlaştırılması» gerekiyordu. Bu kutsal ereği gerçekleştirmezamanı gelip geçmekteydi.

Bir gün başkan, bilim kurulunda ereğine değgin görüşlerini yineleyip, sabırsızlığını belirttikten sonra, şuöneride bulundu. «Kutsal ereğe erişmek için hemen, sadece bu konuda çalışacak, yeni bir bilim kuruluoluşturmaya girişilmelidir.»

Bilim kurulu üyeleri, başkanın bu önerisini oybirliğiyle onayladılar. Ve yeni bir bilimkurulu oluşturulmasına karar verildi.

Yeni bilim kurulu dâhilik düzeyinde üstün zekâlı erkek bebeklerden oluşacaktı. Bunun için işedoğumevlerinden başlandı. Ülkedeki tüm doğumevlerine özel eğitimden geçmiş, görevliler yerleştirildi. Bunlar,yeni doğan bebekleri bilimsel yöntemlerle incelemeden geçirip üstün zekâlı olanları saptayacaklardı.

Olağanüstü bir gizlilik içinde uygulamaya başlandı. Özel yöntemler ve çok duyarlı aygıtlarla «dâhi» nitelikleritaşıyan bebekler, ortaya çıkarılıyordu. Ülkenin yüce dağlarından birinde, pek görkemli bir yayla vardı. Sarpkayalıklarla çevrili olan bu yaylaya ancak, geyik avcıları ulaşabiliyordu. Başkan ilk iş olarak o dağda geyik avınıyasakladı. Yaylanın çevresini elektronik aygıtlarla güvenlik altına aldı. Sonra orada eşi görülmemiş bir çiftlikkuruldu. Doğumevlerinden çalınan dâhi bebekler, bu çiftlikte büyütülecekti.

Doğrusu, dâhi bebeklere de pek sık rastlanmıyordu.Bazen haftalarca, hatta aylarca istenen nitelikte bebek
doğmuyordu. Yeni bilim kurulunun oluşabilmesi için planlanan «bin dâhi bebek» tüm ülkeden ancak, beş yılda
toplanabildi.Bebekler çıftliğindeki yaşam düzeni, dışarıdakinden değişikti. Bebeklerin adları yoktu. Tümü de kendilerineözgü sayılarla anılıyorlardı. Kimliklerinde, ana baba adı yoktu. Doğum yeri olarak sadece ileri Görüşlüler Ülkesigösteriliyordu. Bakımlarını üstlenen görevliler seçkin kimselerdi. Bebeklere sevgi ve bağlılık gösterilmesi yasaktı.Küçük dâhiler, sevgi, acıma, kin, nefret, öfke, saldırganlık gibi kavram ve davranışlardan uzak tutuluyorlardı.Ama yine de kalıtımla getirdikleri bazı özellikleri, tam olarak engellenemiyordu. Görevliler önceleri, bebekleriniçgüdülerini köreltici birtakım yoğun koşullandırmalar yapmaktan yanaydılar. Ama, sonradan kişiyi çok mutsuzve dengesiz kılacağı düşünülerek, bu koşullandırma yumuşatıldı.

Bebeklerin ellerine verilen oyuncakların planları, bilim kurulu üyelerince yapılıyordu. Yaş düzeylerine göreoluşturulan bu oyuncaklar arasında, bilgisayar düzenekli robotlar, oda içinde dönüp duran uydular vardı.

Dâhi çocuklar, oyun saatlerini, çokluk, deney yapmaya yarayan mini aygıtlarla donatılmış, laboratuvardageçiriyorlardı. Görevliler, çocukların oyunlarını izleyerek, ilgi alanlarını belirlemeye çalışıyorlardı. Gözlemlerinibilimsel testlerle pekiştirerek, dâhi çocukların, hangi bilim dallarında daha başarılı olacağını saptıyorlardı

Işın Çağı Çocukları Kitabına ait Tanıtım Yazısı

Doğumevlerinden kaçırılan üstün zekalı bebekler, dağda kurulmuş olan gizli bir çiftlikte, çok özel yöntemlerle beslenip, çeşitli dallarda,bilgin olarak yetişirler. bu bilginler,dünya barışını sağlamak, insanları uzun ömürlü, sağlıklı ve mutlu kılmak için, öylesine göz kamaştırıcı buluşlar yaparlar ki, bellerine bağladıkları özel kemerlerle yeröekiminden kurtulup istedikleri yere uçarak giderler…

Bilginlerin bir bölüğü de uzayda,insanların yaşayabileceği bir dünya kurup, orada tam besin niteliğindeki DUYGU ÜRÜNÜ’nü yetiştirmeyi üstlenir. Bilginlerin adları yoktur. Kimlikleri sayılarla belirlenmiştir.

Uzay kenti insanların yaşamasına hazır duruma geldiğinde, bilginlerin, sonradan oluşan bir enerji perdesi nedeniyle, dünyayla iletişimi kopar. Uzayın boşluğunda yapayalnız kalırlar. gelecekte bir gün, uzay gemileri tarafından bulunmayı umarak,kendilerini dondurup yarı ölü durumda beklemeye başlarlar.

Sponsorlu bağlantılar
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. cemre diyor ki:

    kitap çok hoş. bilimsel gerçekler. herkesin okumasını isterim

  2. onur diyor ki:

    çokta kısaymış be

Yorum Yaz

Yukarı Çık