Peygamberimiz (asm) döneminde kadınlardan başı açık olan var mıydı?

Peygamberimiz (asm) döneminde kadınlardan başı açık olan var mıydı?

İslam’da kadının konumuyla ilgili olarak çağımızda en çok tartışılan konu, kadının örtünme meselesidir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab, 33/59),

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 24/31)

Gerek bu ve gerek benzeri ayetlerin ifade tarz ve üslubu, gerekse Hz.Peygamber (asm) zamanında uygulamalar, kadınların örtünmesinin, tavsiye kabilinden veya örf-adete veya sosyal kültürel şartlara bağlı ahlaki çerçevede bir hüküm olmaktan öte, dini ve bağlayıcı bir hüküm olduğunu göstermektedir. Çağımıza kadar bütün İslam bilginlerinin anlayışı ve asırlar boyu İslam ümmetinin uygulaması da bu yönde olmuştur.

Örtünme konusnda kadınlara ağır bir sorumluluk yüklendiği ortadadır. Bu kadını koruma, yüceltme ve ona toplumda saygın bir yer kazandırma çabasının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Utanma ve örtünme, canlılar içinde sadece insana has bir özelliktir.

İslam bilginlerinde ortak görüş, kadınların el, yüz ve ayak hariç örtünmeleri gerektiği üzerinde ağırlık kazanmıştır. Ancak örtünmenin renk, üslup ve şeklinin toplumların gelenek, zevk ve imkanları ile bağlantılı olacağı, bu sebeple de bölge ve devirlere göre farklılık gösterebileceği açıktır.

Cahiliyet devrinde Arap kadınlarının iki adeti vardı:

Başörtülerini başlarına örtüp iki omuzları arasında arkaya doğru sarkıtarak boyunlarını tamamen, göğüslerininde bir kısmını açık bırakırlardı.

Süslendikten sonra evlerinden çıkıp yabancı ereklerle karışık gezip otururlardı.

İslam’dan sonra, Medine’de hicab ayeti gelene kadar bu iki adet devam etti. Hz.Aişe (ra) hicab ayet-i geldikten sonra Müslüman hanımların durumunu şöyle anlatır:

“Vallahi ben Allah’ın kitabını tasdik, Onun indirdiğine iman açısından ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nur suresinin örtünme ayeti gelince erkekleri kendilerine varıp Allah’ın indirdiği ayetleri okumaya başladılar. Hanımların hepisi Allah’ın emrine uyarak yünden ve pamuktan yapılmış örtülerine büründüler, Resulullah’ın arkasında sabah namazı kılmaya geldiler.”

Hicab ve tesettür ayetleri geldikten sonra iki çeşit tesettür farz kılındı.

– Erginlik çağına girdiği andan itibaren her kadının bütün vücudunu örtmesi, mahremlerin dışında hiç kimseye göstermemesi.

– Meşru bir ihtiyaç olmadıkça evlerinden dışarı çıkıp namahrem erkeklerle karışık dolaşıp oturmamak.

Kaynaklar:

1) İlmihal, Türkiye Diyanet Vakfı İslami Araştırmalar Merkezi
2) Rauf PEHLİVAN, Büyük Kadın İlmihali.

Sponsorlu bağlantılar
ÖZEL ARAMA FORMU

ARADIĞINIZI BULAMADIYSANIZ BURADAN ARAYIN

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık