Ruşen Çakır Denen Şahsiyet kimin projesi?

Ruşen Çakır Denen Şahsiyet kimin projesi?

Bugün Gazetesi yazarı Gültekin Avcı, son dönemlerde bazı çevrelerin slogan haline getirmeye çalıştığı “Cemaat, Fenerbahçe’yi ele geçiriyor” iddialarını yorumladı ve ardından o soruyu sordu…

Ruşen Çakır kimin projesi?

Yükselen her kişi ve hareket, muhaliflerinin hedefindedir.

Gözle görülemeyecek yüksekliklere ulaşmasın diye kanatlarını kurşunlayarak kendileriyle aynı irtifaya mahkûm etmek isterler.

Alabildiğine kozmopolit ve geniş kitlelerce teveccüh gören, bu ülkenin ufkunu aşalı yıllar olan Gülen camiasını kendi makûs talihlerine ram etmek istiyorlar.

İşin ironik tarafı, Türkiye ufkunu çoktan aşmış bir dünya hareketini, Türkiye’de üretilen bir psikolojik harekât manevrasıyla Şükrü Saracoğlu Stadı’nın çimlerine gömebilme umudu taşımaları.

Bu kastı güdenlerin bir kısmı Gülen hareketini anlamaya çalıştıklarını söylerken, onlar bu ülkenin tanımadığı yabancı iklimlerin dilleri ve tenleri farklı çocuklarına ve devlet adamlarına kendilerini çoktan anlatmışlardı.

Yakıcı poyrazların ve yabani lodosların estiği o meçhul diyarların çocukları bu ülkenin marşlarını, türkülerini, ağıtlarını terennüm ederken, bu ülkede Gülen hareketini hâlâ anlamaya çalıştığını söyleyenlerde ya idrak yetersizliği ya husumet veya planlı bir projenin aktörlüğü mevcuttur.

Panorama buysa, zihnimde kaçınılmaz olarak şu soru canlanır.

Camia, türlü fikri ve ideolojik kimliklere sahip taraftar kitlesi barındıran Fenerbahçe yönetimini ele geçirse ne kazanır, ilgi duymasa ne kaybeder?

Spor kulüplerinin belirleyici bir siyasi gücü varsa, kitleleri arkasından sürüklediği zannedilen başkanlar neden siyasal parti kurmuyor?

Rüştünü ve samimiyetini dünyanın türlü milletlerine ispatlamış bir hareketi, bu ülkenin güdümlü 3-5 kalemi anlasa ne yazar, anlamasa ne yazar?

“Ne zaman güzel bir şey yapsanız onu kötü bulan birisi çıkar” diyen Shakespeare bugünün gerçeğini söylüyor.

Husumet neden?

Son zamanlarda husumetini açık bir yazı dizisi halinde aleniyete döken Ruşen Çakır “adandığı bir misyonu” ifa ediyor.

Zira bir yazarın yazılarını ısrarla belirli konular üzerinde toplaması, ya uzmanlık/ilgi alanı veya özel bir gayeyle açıklanır.

Ruşen Çakır, İslami oluşumları takip eden birisi olarak tanınıyor.

Fakat bu sahada çalıştığını söyleyen bir kalemin Gülen camiasına yönelik istikrarlı husumet tellallığı yapması manidardır.

Benim de yazılarımı darbe, terör, istihbarat, hukuk gibi belirli alanlarda topladığım söylenebilir.

Alanım olarak gördüğüm bu konularda ısrarla karşısında olduğum gruplardan da bahsedilebilir ki, bunlar darbe ve terör gruplarıdır, suç örgütleridir.

Peki, suçla, darbeyle, terörle geçmişinden bugüne ismi anılmayan, her daim barış ve huzura talip olan, sinesini ummanlar gibi herkese açmak şiarındaki bir gönüllüler hareketine husumet neden?

Varsayımlar operasyonu

Yaşananlar tamamen bir “varsayımlar operasyonu.”

Karanlık Oda’nın tamamlayamadığı operasyonun zeminini, hiçbir hukuki bilgi ve belgeye dayanmadan polis ve büyük operasyonları yöneten özel savcıların Gülen hareketiyle mücerret de olsa ilişkilendirilmesi teşkil ediyordu.

Gülen hareketine yönelik bu operasyonda “kamuoyu algısı” şeklinde hiçbir hukuki ve nesnel gerçeklik taşımayan operatif bir kavram üretildi.

Hâlâ da bu kavram üstünden gidiliyor.

Bu algı kamuoyunun değil Gülen hareketi üzerinden Ergenekon, Balyoz gibi büyük davaları ve özel yetkili mahkemeleri yerle bir etmek isteyenlerin algısıydı.

Bu asılsız zan ve üretilmiş algılarla, Fenerbahçe camiasında bekledikleri infiali, Ergenekon davaları ve Gülen camiasına yağdırmaya çalışıyorlar.

Ruşen Çakır, 2.4.2007,10.6.2010 ve 29.8.2010 tarihli yazılarında hep aynı maksatlı mesajın altını çizerek:

“Yaşananlar Türkiye’de iktidar çekişmenin iki değil üç ana aktörü olduğunu ortaya koyuyor: AKP hükümeti, TSK ve Fethullah Gülen cemaati” diyordu.

Farklı kulvarlarda yüzdüğü Ali Bayramoğlu’nun darbecilere mahsus fişleme insiyakıyla MİT krizinde “cemaatin taktiksel geri çekilmesi” yakıştırmasına mal bulmuş mağribi gibi atladı.

15 Nisan’daki yazısında “MİT kriziyle birlikte AKP hükümetiyle bir tür iktidar savaşı içinde olduğu algısının hâkimiyet kazanması…” diyerek yine bu “algı” kavramı üzerine gökdelenler dikiyordu.

Dikkat edilirse, polis ve özel savcılar hiçbir bilgi ve belge olmadığı halde çoktan Gülen hareketine mal edilmiş, kendilerince matematik bir gerçek kabul edilen bu operasyonel zannın üstüne yeni hükümler tesis edilmiştir.

Dreyfus kararından daha soysuz bir hüküm bu.

İslami oluşumları STK olarak kabul etmeyen…

“Gülen cemaatiyle aramda hep belli bir mesafe olmuştur” diyerek tavrını ortaya koyan…

Hudson’da kaos senaryosu toplantısında hazır bulunup da konu hakkında tek satır yazmayan…

Devrimci Karargâh davasında tutuklu Hanefi Avcı’ya cansiperane sahip çıkan…

Kanlı KCK eylemlerini legalize, Ergenekon, Oda, Balyoz gibi davaları da tasfiye etme azminde olan…

Şık ve Şener’in tahliyesini “yansak da dokun” histerisinin getirdiği bir sonuç sanarak dereyi görmeden paçaları sıvayan, ceza yargılamasından bihaber olan Ruşen Çakır, Soner Yalçın’ı aratmıyor.

Manzara, Ruşen Çakır’ın yeni bir proje olduğunu gösteriyor.

Merak ettiğim şu: Ruşen Çakır kimin projesi?

GÜLTEKİN AVCI – BUGÜN GAZETESİ

Sponsorlu bağlantılar
ÖZEL ARAMA FORMU

ARADIĞINIZI BULAMADIYSANIZ BURADAN ARAYIN

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık