Zina’nın tevbesi var mıdır?

Zina’nın tevbesi var mıdır?

Allah’a şirk koşma, haksız yere insan öldürme ve zina. Gerek Kur’an’ın gerekse Efendimiz’in beyanlarında yerini bulan büyük günahlardan üçü. Kur’an’ın nazil olduğu coğrafya ve sosyo-kültürel hayat açısından baktığınızda bu büyük günahlara bulaşmamış insan bulmak imkânsız denecek derecede zor.

Nitekim bunu itiraflarıyla belirten niceleri var hem hadis kitaplarında, hem siyerde. Nice ayetlerin nüzulüne de vesile olmuş bu itiraflar.

Alın size bir örnek: “Onlar, Allah’la beraber başka bir Tanrı’ya yalvarmazlar. Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürmezler. Zina etmezler. Kim de bunları yaparsa günahının cezasını bulur. Kıyamette, o büyük duruşma gününde onun cezası katmerli olur ve azapta, zillet içinde ebedî kalır.” (Furkan 68-69) ayeti nazil olmuştur.

Mekkelilerden bazı kalbi ve gönlü imana açık ama şirk koşmuş, haksız yere insan öldürmüş, zinada bulunmuş kişiler gelip Efendimiz’e sorarlar: “Biz Müslüman olmak istiyoruz ama ayette belirtilen günahların hepsini yaptık. Bize de tevbe var mı?” Bir başka rivayette başka bir adam aynı günahları sayarak “Tevbe imkânım var mı benim?” diye sorar.

Bir defasında ise zina eden bir kadın Ebu Hureyre’yi yolda tutar ve günahını söyler; ona “Tevbe var mı benim için?” der. O da meseleyi Efendimiz’e (sas) intikal ettirir. Sonra şu ayet nazil olur: “Ancak tevbe edip, iman edenler, güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahîm’dir. Kim tevbe edip, güzel ve makbul işler yaparsa, gereğince tevbe eden işte odur.” (Furkan 70-71)

Ayetleri dikkatlice mütalaa edecek olursak mezkur büyük günahların affedilmesi tevbe şartına bağlanmış. Yeter ki tevbe, tevbe-i nasuh olsun; yeter ki tevbe, candan, içten, samimi olsun. Hatta daha ötesi de var; o da seyyiatın hasenata değiştirilmesi, kötülüklerin iyilikler olarak tebdili.

soru cevap4Müfessirler çok farklı yorumlarda bulunmuş bu kayd ile alakalı olarak. Birer cümle ile özetleyecek olursam; divan-ı kebirde kafir yerine mümin, asi yerine muti yazılır diyenler var. Şirki imana, şekki ihlasa, fücuru ihsana diyenler var. Ayetin sarih manasından hareketle cahiliyyede işlediği tüm günahları hasenata kalbolur diyenler var. Ayetin fezlekesini ön plana çıkartan bazıları ise değiştirmeyi gufran ile bütünleştirip; Allah bütün günahlarını affeder, mağfiret buyurur diyenler var.

Kul dünya hayatında işlediği günahları hatırladığı her an tevbe edecek ve bu tevbeler ahirette günahlarının hasenata çevrilerek karşısına sürpriz olarak çıkacak diyenler var. Günah işleme kabiliyetini, imkânını elinden alır ve onu hasenat işleme kabiliyet ve imkânları ile yer değiştirir diyenler de var. Bütün bunları okuduktan sonra sebeb-i nüzul adına yukarıda aktardığımız ikinci örnekteki sahabi gibi “Allahu Ekber!” dememek elde değil. Evet, ismini bilmediğimiz o sahabi öyle yapmış; sorusu karşısında nazil olan ayet kendisine aktarılınca avazının çıktığı kadar bağırarak “Allahu Ekber, Allahu Ekber!” diye diye Peygamber mescidini terk etmiş.

“Zina’nın tevbesi var mı?” diyen okuyucu için kaleme aldım bu derlemeyi. Günümüzde çokları onu hazza tapıcılığın yani hedonizm’in bir aracı olarak görse de, inanan insan için onun hem din hem medeniyet hem de umumi manada insanlık adına bir semm-i katil olduğunda şüphe yok. Ama bir zamanlar nefsine ve şeytanına uyarak yapılan bu ve benzeri yanlışlar için samimi olmalı ve geriye bir daha dönmemek kaydıyla –ki samimiliğin en önemli manevi göstergesi gözyaşları ile ıslanan yanaklarla yana-yakıla tevbe ise; maddi göstergelerinden biri de o eyleme bir daha geri dönmemektir- tevbe etmelidir.

“Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanmasını dilerse, Allah’ı, mağfiret ve merhamet edici olarak bulur.” (Nisa,110)

Kaynak
Ahmet Kurucan
a.kurucan@zaman.com.tr

Sponsorlu bağlantılar
ÖZEL ARAMA FORMU

ARADIĞINIZI BULAMADIYSANIZ BURADAN ARAYIN

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık